Arşiv

Archive for the ‘felsefe’ Category

Sizce ben liberal bir muhafazakar mıyım, yoksa muhafazakar bir liberal miyim?

22 Ekim 2009 Yorum yapın

Merhabalar,

bugün biraz muhafazakar ve liberal kavramları üzerine yazayım dedim. Bu yazıyı yazmama Star Gazetesi’nden Mustafa Akyol’un “Liberaller Allahsız mıdır?” başlıklı yazısı vesile oldu. Mustafa Akyol’a göre liberaller genellikle toplumda Allah din tanımayan kimseler olarak tanınıyor, bununla beraber aynı görüşü savunan iki kişiden camiye gidenine muhafazakar, viski içenine ise liberal denebiliyor. Benim bu yazıma devam etmeden evvel Mustafa Akyol’un yazısını okumanızı tavsiye ederim.

Şimdi ben de kendime sordum, ben acaba liberal miyim, yoksa muhafazakar mı? Liberal demek hür düşünceden yana olan kimse ama aynı zamanda ve çoğu zaman; değişimden yana olan kimse anlamına da geliyor. Muhafazakar ise bulunduğu ortamı ve düzeni korumaya ve/veya muhafaza etmeye çalışan kimse anlamında. Bununla beraber muhafazakar dendiği zaman mazbut, dini değerleri olan ve daha ahlaki bir yaşantı süren kimse akla geliyor.

Mustafa Akyol’un yazısını okursanız bu kelimelerin karşıt görüşleri savunan kimselere verilen adlar olmasının nedeni bu kelimelerin önem kazandığı Fransız devrimine dayanıyor. O zamanlar kilisenin halk üzerinde bir baskısı özellikle de haksız bir baskısı var. Kilise kendisi gibi düşünmeyen halka baskı yapabilirken, her türlü ahlaksızlığın yaşandığı Fransa iktidarının sarayına hiç bir dini telkinde bulunamamaktadır. Aynı bugünün Türkiye’sindeki diyanet işleri gibi. Halka örneğin zinanın ne kadar büyük bir günah olduğunu, böyle bir şeye kalkışanın nasıl cehennemde cayır cayır yanacağına anlatabilirken, devlet kanunlarla zinayı suç olmaktan çıkarttığı zaman dut yemiş bülbül gibi susmaktadır. Tamamen sen benim çöplüğüme burnunu sokma, ben de senin çöplüğüne burnumu sokmam hesabı.

En sonunda kralın ve kilisenin baskısına dayanamayan halk Fransa’da 1789-1799 yılları arasında isyan eder. Sonuç olarak kilise ve dinle olan bağlarını koparır, kralı alaşağı eder vs. Sonuç olarak çoğu Fransız kralları gibi ahlaksızca ve din baskısından kopmuş olarak yaşamaya başlar. Şimdi bu arada ahlak kavramını açmak gerekiyor: Ben burada ahlak kelimesini dünyevi zevklere fazla önem vermeyen, içki, kumar zina gibi din tarafından günah kabul edilen davranışlardan uzak durma anlamında kullandım. Ancak riyakar kilisenin ahlaksızlığından bahsetmedim. Krala sus pus halka da engizisyon dahil her türlü işkenceyi yapabilen bir din anlayışından bahsediyorum, bu ne kadar ahlaki tartışılır tabii ki.

O zamanın liberallerinin üç özelliği var: hür düşünceden yanalar, dinden serbest yaşamayı amaçlıyorlar ve değişim istiyorlar eskiyi atmak istiyorlar. O zaman ki liberallerin ve yaptıkları reformların (değişimlerin) etkisi hala sürmektedir. Mustafa Kemal dahil bir çok kişi bu liberallerin yarattığı rüzgarlardan etkilenmiştir. Bugün hakim olan düşünce dindar kesimin değil daha çok o zaman ki liberal kesimin savunduğu düşünce tarzıdır.

Fakat aradan 200 seneden fazla zaman geçti. Şu an dünyanın liderliğini yapan ülkelerin ortak değerleri dinden serbest yaşam ve düşünmedir. Bu o zaman ki liberallerin de arzuladıkları şeydi ve bugün onların amaçları büyük ölçüde gerçekleşti ve tabiri caizse onların dediği oldu ancak baktığımızda bu eski liberallerinin arzuladığı dinden bağımsız hayat tarzının sosyo, ekonomik, psikolojik bazı problemler getirdiği gözlendi. Buna rağmen bazı insanlar hala eski liberallerin görüşlerini yani 200 yıllık eskimiş bir görüşü muhafaza etmeye çalışıyorlar ve kendileri gibi düşünemeyen insanlara düşünce ve düşündüklerini yayma hakkı vermek istemiyorlar. Yani hem eskiyi muhafaza etmek, hem de başkalarına fikir özgürlüğü tanımayarak bağnazlık etmek istiyorlar bununla beraber liberal kelimesini hala dinden bağımsız düşündükleri ve yaşadıkları için kendilerine yakıştırıyorlar.

Ben kendime bakıyorum, fikir özgürlüğü ve hür düşünceyi sonuna kadar destekliyorum, değişimden yanayım ancak dinden bağımsız bir hayat sürmenin insanlık için kötü olacağını da savunuyorum ve en önemlisi içki kumar ve zina gibi veya daha az günahlardan kendimi uzak tutarak mümkün olduğunca ahlaki tabiri caizse muhafazakar bir yaşam sürmeyi amaçlıyor ve bunu da herkese tavsiye ediyorum.

Özetlemek gerekirse fikir ve düşünce olarak liberalistim ama yaşantı olarak muhafazakarım. Ama bugünün bir çok insanı yaşantı olarak liberal yani dinden yana serbest bir yaşam sürmekte ancak bunu muhafaza etmeye çalıştıklarından değişim istememelerinden dolayı düşüncede muhafazakardırlar. Yani onlar 200 yıl gibi çağdışı bir düşünceyi hala doğruymuş gibi savunmaktadırlar.

İşte bundan dolayı diyorum ki, ben düşüncede liberal yaşantıda muhafazakarım. Doğal olarak düşüncede muhafazakar yaşantıda liberal yani dinden bağımsız olanlara muhalifim. Belki bana post modern liberalist demeyi daha uygun bulabilirsiniz.

Her ne derseniz deyin, ben düşünce özgürlüğünden yanayım. Siz kendinize bir bakın acaba düşünce özgürlüğünden yana mısınız, yoksa tehlikeli olduğunu düşündüğünüz bazı düşünceleri karşı düşünceyle susturmayı, düşünceyle susturamadığınız takdirde cebren ve hileyle kendi görüşünüzü idame ettirmeyi mi, planlıyorsunuz.

Ben size söyliyeyim zamanın ruhu değişimden yana esiyor, dini yaşamı tekrar kuvvetlendirmekten yana esiyor. Benim tavsiyem rüzgara karşı dik durmayın. Bir fırtına kendisiyle beraber esneyebilen yaş ağaçlara fazla zarar vermez ama eskimiş eğilemeyen kuvvetli gibi gözüken dik ağaçları kökünden söküp atabilir.

ME:O

Categories: felsefe
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.